aglocomails.com

DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!..

8/3/2006 · Kategori: SIIR

 

 
 
Kadınlar hakkında yazıp çizmeyin

 
 

Kadınlar hakkında yazıp çizmeyin
Ülkemizde yüzde kaçımız kadın
Dertler had safhada sizde üzmeyin
Bilin beş kişide ücümüz kadın

Hak hukukta farklı yol tutulmasın
Onların hakları unutulmasın
Sloganla yalanla uyutulmasın
Gönül sultanımız tacımız kadın

Bir annedir kadın, doğuran odur
En tatlı lisanla çağıran odur
Evaldı büyütüp yoğuran odur
Hayata bağlayan gücümüz kadın

Bazı konuları örnek alarak
Hakaret etmeyin genel olarak
Görelim onları insan olarak
Anamız kızımız, bacımız kadın

Mikdat der kötüler her cinste vardır
Onlar bize şeref, namustur ardır
Kızımız bacımız, anadır yârdır
Sevgimiz, derdimiz acımız kadın
 

Mikdat Bal

*Kadınsan
 
 
Kadınsan kadın gibi olacak,
Adam gibi adamı seveceksin...

Yürüyünce güller açacak önünde,
Ağlayınca inciler dökülecek.
Güneş seninle doğup seninle batacak.
Vermeyi de almayı da
Bileceksin doyuncak...
Sert olacaksın yerinde,
Yerinde yumuşacık...
Söz dinleyip susmayı da
Bileceksin usulcacık...

İşveyi, nazı, cilveyi de
Gülüp eğlenip raksetmeyi de.
Oyun bileceksin kadınsan...
Süründürüp yalvartmayı,
Tutsak edip bağlamayı,
Kaçmayı, kovalamayı,
Av olup avlamayı,
Gözlerinden niyetini,
İstemez görünüp istemeyi
Bileceksin kadınsan...

Akıllı olacaksın kadınsan.
Leb demeden leblebiyi,
Nerden gelinip nereye gidildiğini.
Rüzgarın nerden estiğini bilecek
Çevirip yelkenleri
Çekmeyeceksin boşa kürekleri...
Anlatınca dinlemeyi,
Konuşunca dinletmeyi,
Sorulunca söylemeyi
Bileceksin kadınsan...

Doğurgan olacaksın kadınsan.
Çatır çatır sancılı olsa da analık,
Adam edip adamı,
Birlikte büyüteceksin
Onu da kendini de...
Gıkın çıkmayacak nankörlüğe
Bağrına taş basıp
Elin öpüldüğünde
Öğüneceksin kadınsan...

Sefil etmeyeceksin kocanı, evladını,
Aşını, ekmeğini kotaracak
Gözünü budaktan sakınmayacak
Sözünü kimseden esirgemeyeceksin...
Yoku yaratmayı,
Tozu kiri paklamayı,
Lafı sözü aklamayı,
Kusurları saklamayı,
Karanlığı dağıtmayı
Bileceksin kadınsan...

Kırılgan olmayacaksın kadınsan.
Ağlatanı ağlatacak,
Kapılarını kapatacaksın...
Diz çöküp yalvaranı da
Affedip okşayacaksın...
Basan olursa damarına,
Çattın mı hele kaşlarını,
Ateşle oynayacak
Bir koyup bin almayı
Bileceksin kadınsan...

Sabırlı olacaksın kadınsan.
Ateşin suyun keyfini beklemeyi,
İlmek ilmek üretmeyi,
Bazen önde olup bazen çekilmeyi
Düğümleri çözmeyi bileceksin...
Derin tasasız uykuları özleyecek,
Açlığa yokluğa katlanacak,
Alnının terini biriktirecek,
Kan tükürüp kızılcık şerbeti içtim
Diyeceksin kadınsan.

Ağlamayı öğreneceksin,
Çareler tükendiğinde.
Yırtınıp dizlerini döverek,
Başını taşlara vurarak
Burnunu çekip için için de...
Elin kolun bağlandığında
Tuz bassalar yarana
Sessiz çığlıklar atmayı da
Bağırmayı, isyanı da
Öğreneceksin kadınsan...

Yılmayacaksın kadınsan.
Zalimse kocan,
Nankörse bir de evladın
Ardından gideceksin yazgının...
Yıkılsa da evin ocağın
Kesseler akmayacak kanın.
Taş taş üstüne koyup yeniden
Sarıp yaralarını
Başlayacaksın en baştan...

Dayanacaksın kadınsan.
Ateşlerde yanmaya
Rüzgarlarda savrulmaya,
Köpek olup yalvarmaya,
Dolmaya boşalmaya...
Sözün ağırına,
Sevginin arsızına...
Kurtlar kemirse de içini,
Kudursan da ihtirastan
Dayanacaksın ihanete, yalana...

Alışacaksın kadınsan.
Bahara kışa,
Gündüze geceye,
Çevrime döngüye,
Erimeye çürümeye...
Gidip te dönmeyene,
Kadir kıymet bilmeyene
Alışacaksın...
Ateşin sıcak,
Suyun soğuk,
Taşın sert,
Bıçağın keskin olduğuna
Alışacaksın...
Aşkın yalan,
Sevginin gerçek,
Sevmenin alışmak olduğuna...
Kollarında olanınsa yanında olmadığına
Alışacaksın kadınsan...

Kadınsan kadın gibi olacak,
Adam gibi adamı seveceksin...

 

Nurdan Ünsal

Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!

UNUTMADIK...

6/3/2006 · Kategori: SIIR

                                                         

Sesleniş

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız,
sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik,
doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir
şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin
acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük
yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven
gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık
sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla
kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Dogu’daki
topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki,
Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da,
paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.
Vurulduk, asildik, öldürüldük ey halkim, unutma
bizi...
Bagimsizlik, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak
ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi
savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil
dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş
Savaşı’nda emperyalizme karşi dalgalandirdigimiz
bayragimizi daha da dik tutabilmekti bütün çabamiz.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak
istemediler.
Vurulduk ey halkim, unutma bizi...
Henüz çocuklugumuzu bile yaşamamiştik. Bir kadin eline
degmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile
almamiştik daha. Bir gece sabaha karşi, pranga
vurulmuş ellerimiz ve ayaklarimizla çikarildik idam
sehpalarina. Herkes taniktir ki korkmadik. Içimiz
titremedi hiç. Mezar topragi gibi taptaze, mezar taşi
gibi dimdik boynumuzu uzattik yagli kementlere.
Asildik ey halkim, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasinda
vuranlar, agabeyimiz, babamiz yaşlarindaydilar. Ya bu
düzenin kirli çarklarina ortak olmuşlardi ya da
susmuşlardi bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün
bile, karşisindakilere bagirmamiş insanlarin gözleri
önünde, öldürüldük. Hukuk adina, özgürlük adina,
demokrasi adina, Bati uygarligi adina, bizleri, bir
şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkim, unutma bizi...
Bir gün mezarlarimizda güller açacak ey halkim, unutma
bizi...
Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarinda yankilanacak ey
halkim, unutma bizi.
Özgürlüge adanmiş bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
birlikteyiz ey halkim, unutma bizi, unutma bizi,
unutma bizi...

 

 

UĞUR MUMCU

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

İBRAHİM SADRİ' den

2/3/2006 · Kategori: SIIR

Aldırma Reis

Sen içerdeyken ben
Sinemalara gittim
Bütün filmlerini seyrettim
O sevdiğimiz artistin
Sen içerdeyken ben
Vita kutularında çiçek yetiştirdim
Sokakta top oynadım çocuklarla
Ayakkabılarımı eskittim
Güneşe karşı durdum sabahları
Geceleri bir başıma yıldızları bekledim
Annenin gönlüne su serptim
Aldırma dedim aldırma
Bir şarkı söyle, bir dilek tut herkes için
Bir ada rüzgarı gibi
Sürtünerek geç hayata
Bir sarmaşık gibi tutun
Ve değer ver hatıralara
Aldırma dedim
Sen annesin, aldırma

Sen içerdeyken ben
Kiramı ödedim, pijamalarımı giydim
Haber bültenlerini izledim
Gazetelerden kupon kestim
Sen içerdeyken ben
Sigara içtim, öksürdüm
Otobüse bindim
Fotoğraflarımıza baktım
Acıyan yanlarımı körelttim
Deniz kıyısında yürüdüm
Manavdan soğan aldım
Yeni çıkan şarkıları dinledim
Kafeste beslediğimiz kuşu saldım
Islık çaldım
Sen içerdeyken ben
Hep uyandım, sayıkladım
Kanadım boyuna
Takvimler aldım
Her gün bir yaprağını kopardım
Deli ayrılığın

Sen içerdeyken ben
Gömleğimi ütüledim
Sobada elimi yaktım
Bir şiir yazdım
Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden
Hani o alnına kader değmiş
Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş
Hani o erken vurulmuş
Gençliğimiz gibi dağıldım
Sen içerdeyken ben

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne

Sen içerdeyken ben
Kapı kapattım, pencere açtım
Mutfakta oyalandım
Kanepede yattım
Hatta bir yolluk aldım odaya
Çok da kulak asmadım
Çok da koymadı bu bana
Alt tarafı içerdeydin
Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün
Bir yanımı
Yani adamlığımı
Yani gözlerimin ferini
Yani canımı
Alt tarafı şarkılar ölecekti
Alt tarafı kanayacaktı kalbim
İşte sensiz
İşte nefessiz
İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı
Her tarafım

Yıldızlar yine oradaydı oysa
Yazdıklarım
Gözden kaçan o defter yapraklarında
Boşver 128
Hayat bir gemi
Yürüt onu göreyim seni
Boşver 128
Boşveriyor ya
Aldırma reis
Reis aldırmıyor ya

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne

Sen içerdeyken ben
Vitrinlerin önünden geçtim
Minibüs duraklarında bekledim
Simitçilerle yarenlik ettim
Üstüme bir ceket aldım
El tezgahlarında kitaplara baktım
Sen içerdeyken ben
Hiç oturup ağlamadım
Hiç karartmadım umudu
Hiç bulandırmadım onuru
Öyle dimdik durdum ortada
İşte burada ulan işte burada
Böyle burada
Hiç yıkılmadan
Hiç utanmadan
Ve hiç unutmadan

Sen içerdeyken ben
Gülen resmimi yaptırdım
Sokaktaki ressama
Her zaman yaptığım gibi
Buzdolabını ayağımla kapadım
Parkların banklarına adını kazıdım
Adını kazıdım duvarlara
Adını, adımın yanına yazdım
Hiç unutmadım, utanmadım
Korkmadım
Parmaklarımı şıklattım Fidayda'da
Hani vardı ya
Fidayda'da hanım kızım Fidayda
Gelip geçen her tren bağırtısında
Kalkıp aynaya baktım sonra

Sen içerdeyken ben
Perdeleri hiç kapatmadım
Hiç bakmadım arkama
Başını ellerinin arasına alan
Üç-beşinin arasında olmadım
Öyle bıraktığın gibi
Öyle yaşadığımız gibi yaşadım
Sen içerdeyken ben

Bir adını söyleyemedim
Şöyle bağıra bağıra
Bir yüzünü göremedim
Görüş günlerinde
Bir de eline değemedim
Bir de yüreğine
Şöyle kucaklayamadım bir de
Ölümüne
Sen içerdeyken ben...

İbrahim Sadri

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

2/3/2006 · Kategori: SIIR

Geçilmez

Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne topyekün?
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhava;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin, kilitlerin yalnız O'nda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!


Necip Fazıl Kısakürek

 

 

Bu şiiri ilk defa okuyorum ama içime işledi sanki. Sizlerle de paylaşmak istedim.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

28/2/2006 · Kategori: SIIR

Bugün arkadaşımız www.blogcu.com/sibelce nin bebeği olduğunu öğrendim. Kendisini

tebrik edip herkese bu mutlu haberi vermek istedim. Benim gibi bu haberi biraz geç de olsa öğrenenlerde tebrik edebilsinler diye. Öncelikle cici arkadaşım www.blogcu.com/cicibisiiy  i de güzel yorumu için kutluyorum. Sibel arkadaşımıza yazdığı yorumda paylaştığı bu güzel şiiri de bu yazıma ekledim. Umarım kızmazsın cicim.  

 

Büyü Bebeğim



Canımızı feda etsek sana, anla yine az.
Annenle babana güneş gibi, doğdun bebeğim.
Yazı çok bekledik, sana sorduk. gelir mi bu yaz?
Evimize yaz yağmuru gibi, yağdın bebeğim.
Beşiğinde korkusuz, masumca, uyu bebeğim.
Hep bekledik, bekleriz, çabucak büyü bebeğim.

Mevsimler çok hoş, meyveler boldur, bu ovamızda.
Annen baban sana ham ve haram, yedirmeyecek.
Bacamız hep tüter, soğuk olmaz, bu yuvamızda.
Doktora 'üşütmüş çok hasta bu' dedirmeyecek.
Annen bu evin sultanı, baban beyi bebeğim.
Hep bekledik, bekleriz, çabucak büyü bebeğim.

Dünya acımasızdır bebeğim, çok fakir vardır.
Düşeni görünce gözümüzü, kaçırmayız biz.
Olsada olmasada Allah'a hep şükür vardır.
Kapımızdan kimseyi ikramsız, geçirmeyiz biz.
Aklına doldur ayranı, çayı, suyu bebeğim.
Hep bekledik, bekleriz, çabucak büyü bebeğim.

İsteriz büyük insan olacak, okuyacaksın.
Aslını hiç bir zaman unutma, rüya bebeğim.
Belki de gün gelecek kilimler dokuyacaksın.
Göz nurunu nakşa dökeceksin, sevda bebeğim.
Doğduğun yer annenin, babanın, köyü bebeğim.
Hep bekledik, bekleriz, çabucak büyü bebeğim.

'Annen ve baban' aşka, sevdaya gönlünü verdi.
Elinden geldiğince giydirdi, açlar doyurdu.
Böyle yolunu buldu, terketti, kederi derdi.
Haksızın karşısında susmadı, hakkı kayırdı.
Mertlik ve cömertlik ikimizin huyu bebeğim.
Hep bekledik, bekleriz, çabucak büyü bebeğim.

Biz ölecek, sende öleceksin, inan bebeğim.
Yoklukta, zulümde, fakirlikte, savaş bebeğim.
Hakkını alacaksan Allah'a dayan bebeğim.
Farkedeceksin en değerlisi 'barış' bebeğim.
Mezarda yatanlar ki bizlerin, soyu bebeğim.
Hep bekledik, bekleriz, çabucak büyü bebeğim.

Ali Osman Şahin

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

BUGÜNE ÖZEL...

14/2/2006 · Kategori: SIIR

myspace

KARA SEVDA

 

...ve nihayet gelip çattı

Bir dilimi zehir zıkkım

Bir dilimi candan tatlı

Masallarla indi yere

Sebil oldu cümle hikayelere

Kara kara kazanlarda kaynadı

Diyar diyar al kanlara boyandı

Türkülerde ateş alev yandı tutuştu

Gordaş kiliminde nakış

Minyatür bahçelerinde suret kesildi

Ve nihayet gelip çattı

Elveda belirsiz bedava sevinç

Uçan kuşa eşe dosta elveda

Bütün haşmetiyle gelip çattı

Bir dilimi zehir zıkkım

Bir dilimi candan tatlı

 

 

Bedri Rahmi Eyüboğlu

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

aglocomails.com